27 Nisan 2016 Çarşamba




GORDİON' DAN KESTEL'E
Ankara'ya 94 km , Polatlı'ya 29 km uzaklıkta Sakarya nehri ve porsuk çayının kesiştiği noktada yer alıyor Yassı höyük. Günün  geç saatinde Ankara'dan çıkıp hava kararırken ulaştık Gordion'a .  Hasat mevsiminin sonlarında tozun da rüzgarın da bol olduğu bir akşamdı. Köyün  hemen dışında yer alan müzenin kıyısında ki otoparka yerleşip, sabaha gezmek üzere uyuduk.
Pırıl pırıl bir sabah   karşıladı bizi . Kahvaltının hemen ardından Küçük Müzeyi gezdik. Ve Müzenin karşısında yer alan tümülüsün kapısını açmak üzere görevlinin bize eşlik etmesini bekledik. Çok sık ziyaretçi olmadığından mıdır yoksa sabahın bu saatinde ziyaretçiye alışık olmadıklarından mı tümülüs bizim ziyaret edebilmemiz için açıldı, bizden sonra da kapatıldı yeniden. 300 m çapında ve 53 m. yüksekliğinde ki tümülüsün orta yerinde bulunan  Mezar odasına ulaşan yol  Zonguldaklı maden işçileri tarafından açılmış zamanında.  Odanın içi gerçekten etkileyici. Giderken yanında götürmek istedikleriyle gömülen kral , üzerine de koca bir dağ yığdırmış. O zamanın modası buymuş ki, tek tepe bu değil,  kendinden küçük 80 tane daha tepe mezar yapısı var ovada. 


80 adet Tümülüsün ovadaki konumlarını gösteren kroki..

Gordion antik kentinden geriye kalanlar.. Yangın ve talanlar günümüze pek fazla bir şey ulaşmasını engellemiş.

Porsuk ve Sakarya burada buluşuyor.

80 kadar irili ufaklı tümülüs var ovada...Köstebek yuvalarını andırıyor..

Karavanımız ve Tümülüs.

Büyük tümülüsün Höyükden görünüşü.

Büyük Tümülüs

Tümülüsün girişi

Giriş yolu

Tümülüste bulunanların listesi. Asılları Ankara Medeniyetler Müzesinde....

Mezar odasına giden yol

Mezar odasında sonradan yapılan güçlendirmeler.

Kütüklerden oluşan mezar odasına giriş yasak. Ancak dışından bakılabiliyor.






Gordiondan ayrılıp, Antalya'ya doğru yola koyulduk. Akşam olurken Burdur Kestel'de mola verdik. Burası Anadolu'nun bağrında saklı bulunan minik cennetlerden biri. Küçük bir balıkçı lokantasının kıyısına park edip, akşam serinliğinin tadını çıkardık. Sabah kalkıp, çevreyi tanıma yürüyüşü yaptık. Dev ceviz ağaçlarıyla dolu bahçeler arasında yaptığımız yürüyüşe minik bir dere eşlik etti patika boyunca. Suriyeli ucuz işçilerin mevsimlik işçi olarak çalıştırıldığı bahçelerde hasat zamanıydı. Cevizler,  ağaçlara tırmanan zayıf delikanlıların, ve ellerinde uzun çubukları dallara vuran aşağıdakilerin çabalarıyla toplanıp, çuvallara dolduruluyordu. Henüz yeşil kabukları üzerinde olan taze cevizler kurutulmak üzere bir yerlere serilecekti. 


Dağlardan süzülerek gelen minik dere balık lokantasına yaşam kaynağı olmuş ovada.



Konakladığımız alanı bizimle paylaşanlar var. 


Başak yürüyüşten dönüyor. Galiba ayı kovalıyor.

Sonbahar yağmuru başlamak üzere ... Gitme zamanı....







OYMAPINAR , MANAVGAT VE SİDE 
23.04.2016
Hafta sonu için planlanan küçük gezimiz sabah erken saatte, bir kaç yiyecek paketinin karavana yüklenmesiyle başladı. Antalya - Manavgat arası 74 km.bölünmüş yol ve yaklaşık 1 saat 10 dk. sürüyor. 
Manavgattan Oymapınar barajına kadar olan mesafede 25 km. kadar ve 30 dk da bu bölüm sürüyor. Son kısım da asfalt. Biz baraj gövdesine kadar çıkıp, orada mola verdik. Kahvaltı ve fotoğraf çekiminden sonra
Baraj gölü kıyısında bir saatlik bir yürüyüş yaptık.

Barajın hemen arkasında park etmek için uygun geniş bir platform var

Baraj gölünü görebilmek için bu tüneli aşmak gerekiyor. 

Gövdeden vadiye bakış

Baraj gövdesi.185 m yüksekliğinde, 360 m. uzunluğunda.


gölün çevresi toprak ve daracık bir yol ile bir noktaya kadar dönülebiliyor. 


Yürüyüşün hemen başında bir kara köpek bizi sahiplendi. Yol boyu ardımızdan gelip bize göz kulak oldu.

Göl üzerinde gezi tekneleri, balık çiftlikleri var. 

Göl çevresindeki toprak yol bu tünelle sona eriyor. 
Gölün çevresini dolaşma girişimimiz kapkaranlık bir tünelle karşılaşınca kesintiye uğradı. fenerle 50-60 m. daha yürüdük ama bir yere çıktığından kuşkuluyduk. Tam o sırada mobiletli gençler geldi tünelin ağzına. Karanlık tünelden çıkışımızı görünce biraz bizden ürktüler. Tünelin ucunun açık olduğunu motorların geçebildiğini söylediler. Ama yol daha ileri gitmiyormuş. Biz de geri dönmeye karar verdik. Kara köpek önde biz arkada arabaya kadar geri yürüdük. Kara köpekle vedalaşıp kamp kuracağımız bir alan aramaya koyulduk. Oymapınar baraj gölünden ayrılıp, hemen altında yer alan Manavgat baraj gölü çevresinde dolaşmaya başladık. Pek çok toprak yola girip çıkıp uzun süre toprak yollarda vakit harcadıktan sonra göl kıyısında gönlümüze göre bir yer bulduk sonunda.

Manavgat baraj gölü kıyısında.

Bahar gezmek için ideal mevsim. Her yer yemyeşil. 


Baraj kıyısında denediğimiz toprak yollardan birinin sonu.
Sonunda kendimize bulduğumuz yer terk edilmiş bir okulun bahçesiydi. Değirmenli- İhtiyarlı köylerinin tek sınıflı okulu,  genç nüfusun kentlere göç etmesi yüzünden terk edilmiş, zaman da binaya pek iyi davranmamıştı anlaşılan. Çıkan yangın çatıyı, zaman da duvarları yıkmıştı. 


Ama bahçedeki yaşlı meşe ağacı çok konukseverdi. Gölgesine bizi kabul etti. Toprak yollarda hırpalanan bedenimizi meşenin gölgesinde dinlendirdik.

Yaşlı meşenin serin gölgesi, çay ve bisküvi yorgunluğumuzu aldı götürdü.

Yolun sonundaki küçük çayır bizi çağırınca gitmemezlik edemedik. Şezlongları toplayıp, bu defa küçük çayıra konuk olduk.



Gün geceye kavuşurken ateşi harladık. 


Pazardan aldığımız saç işe yarıyor mu diye test ettik. Saç kavurma tam puan aldı.

Haydi Abbas, vakit tamam,  akşam diyordun işte oldu akşam...

Gün batımı en güzel ışıklarını sona saklamıştı.

Biz de son ışıkların yansımalarını kaydettik.



Karanlık çökerken eşi ve kızıyla gelen balıkçının kayığını suya indirişini seyredip, kıyıdan arkalarından el salladık. Gecenin karanlığı çökünce şehirde göremediğimiz bütün yıldızları gördük. Gölün rutubeti yüzünden battaniyelerimize sarınıp uzun süre bu gece gerçekleşeceğini duyduğumuz gök taşı yağmurunu bekledik. Bir tane dışında hiç bir şey göremedik. Karavanın sıcağı, gölün rutubetine galip geldi. Sıcak yataklarımıza gömülmek için karavana girdik.

24.04.2016 Manavgat Sulama Barajı Gölü 

Biraz bulutlu ama ılık bir sabaha uyandık.

Kısa bir yürüyüş yaptık.

Köpeklerin gece gelip parçaladığı çöplerimizi, bizden önce bu alana pikniğe gelen ve çöplerini geride bırakanların artıklarını da topladık. İki koca battal boy torbayı ayrılırken yanımızda götürdük ve ilk bulduğumuz çöp konteynerine attık. 

Kahvaltı için yumurtaları tavaya kırdık. :))
Yan bahçeden gelen küçük prensesle sohbet ettik, getirdiği tatlı, sulu portakalları yetiştiren dedesine teşekkürlerimizi gönderdik. Yeni yerler görmek için küçük çayıra veda ettik. Manavgat Sulama barajının kenarını dolaşarak Manavgat'a indik. Şelaleyi ziyaret ettik.

Manavgat Irmağı

Manavgat Şelalesi


Manavgat Irmağı kıyısında park edip, öğlen yemeği molası verdik. Başak parkın ortasına masa atıp, yemek yeme teşebbüsümüzü kınadı ve protesto için karavanın içinde tek başına yedi. 

Irmak kıyısında yüzer iskeleler.


Zindan kalesi


Irmak ve çınarlar...

Zindan Kalesi


 Manavgat Irmağı kıyısında yemek molasından sonra Side'ye hareket ettik. Bilmeyenler için söylüyorum 15 dk. mesafede. Anadolu dilinde  Nar anlamına gelmekte olan Side tarihi Hititlere kadar uzanıyor. Anadolunun en eski yerleşimlerinden biri olan Side'nin M.Ö. 7. yüzyıldan önce kurulduğu , sırasıyla Lidyalıların, Perslerin Yunan ve Romalıların egemenliğine girdiği, bugüne ulaşan görkemli anıtların bu dönemden kaldığı biliniyor. Aşağıda eşsiz güzellikte , günümüze kadar ulaşmış anıt ve yapıların izlerini göreceksiniz.


Ticari agora ve Tyche tapınağı 


Liman yolu

Zafer Takı

Antik Side Tiyatrosu


Apollo tapınağı

 Devlet agorası

Hamile farecik

Anıtsal çeşme yapısı 

Gün biterken bizde hafta sonu kaçamağımızı bitirip, Antalya'ya  doğru yola çıkıyoruz.