EĞİRDİR'DE HAFTA SONU KAÇAMAĞI
Mesai çıkışı yola çıkıp, Isparta'da da mola verince gece vakti Eğirdire ulaştık. Gökyüzü dolunay nedeniyle ışıl ışıl... Adanın en uç noktasında süper güzel manzaralı bir yer bulup, yayıldık. Akşam yemeği için en yakın restorandan ( Raşit'in yeri ) yaprak sarma ve süzme yoğurt alıp, masamızı kurduk. Dolunay, ek bir ışık kaynağını gereksiz kılacak kadar parlak. Başak bize ayışığı sonatını bulup, dinletiyor, biz de serin ve kuru Eğirdir havasını içimize çekerek akşamın tadını çıkarıyoruz. Gecenin ilerleyen saatlerinde, hırka, çorap, olmadı polar battaniyeye sarılıp dışarıda geçireceğimiz zaman dilimini uzatmaya çalışıyoruz, ama rüzgar galip geliyor Başak ve ben içeri kaçıyoruz. Harun daha azimli, bir süre daha mehtabın tadını çıkarıyor. Yanda ki barınakta yaşayan kurbağalar güçleri yettiği kadar göğüslerini şişirip avaz avaz bağırıyor. Başak " bu şerefsiz kurbağalar susmazsa mümkün değil uyuyamam" diyor ama dışarının ayazından sonra yatağın sıcağında gevşeyen vücudu kısa süre sonra uykuya yenik düşüyor...
Dolunay, gölün üzerinde doyulmaz manzaralar yaratıyor.
Sabah gözümüzü berrak bir göl ve durgun bir havaya açıyoruz. Karavanı karanlıkta park ettiğimiz yer söğüt ağaçlarının gölgesinde.
Yeşil adanın en ucundayız, sağımız da solumuzda göl.
Kahvaltı yapmak için ekmek ve yumurtaya ihtiyaç var. Bu da sabah yürüyüşü için iyi bir bahane.. Adadan merkeze doğru keyifli bir yürüyüş yapıp otun çöpün resmini çekiyoruz.
Gölgeleri takip ederek markete, oradan fırına uğrayıp dönüyoruz.
Göl, rüzgar olmadığı için havuz berraklığında....
Geçen kış geldiğimizde donan göl yüzeyine yapıştıklarını sanarak , buzu kırmak amacıyla onlarca taşı göle attığımız, en sonunda donmaktan değil ama korkudan neredeyse ölümlerine sebep olacağımız ördeklere rastlıyoruz ...Neyse ki keyifleri yerinde birazdan kendilerine atacağımız simitlerle sağlam bir kahvaltı yapacaklar...
Geçen kış donan gölden ördek manzaraları ve diğerleri...
Göl çevresindeki tüm ağaçlar buzdan birer heykele dönüşmüştü, geçen kış...
Ve sanki göle ebru yapılmış gibi.....
Kışın başka güzel, yazın başka...
Balıkçı limanındaki yüzer iskeleler, mevsimsel su seviyesi değişikliklerine uyum sağlamak üzere kazıklar üzerinde kayarak balıkçıların kullanımını kolaylaştırıyor.
Eğirdir , doğal güzelliklerinin yanı sıra tarihi eserleri ile de ilgiyi ve görülmeyi hak ediyor.
Berrak su yengeçleri ve balık yavrularını kolayca izlememizi sağlıyor...
Sabah yürüyüşü sona eriyor, kahvaltı için sıcak ekmek ve haşhaşlı çörekler adımlarımızı hızlandırıyor.
Kahvaltı söğüt gölgesinde , hava hafif rüzgarlı ama Antalyanın sıcağından kaçanlar için bulunmaz fırsat..
Öğleden sonra başka bir rota çizip, adanın etrafını dolanıyoruz, Ayastefanos kilisesi geçmişten günümüze ayakta kalmayı başaran tarihi eserlerden biri. Hava iyice ısınmış, gölgeli bir çay bahçesi bulup, çay içerek güneşin alçalmasını bekliyoruz.
Karavanı park ettiğimiz yerin hemen yanında tekneler için yapılmış küçük bir barınak var... Dev kurbağalara ev sahipliği yapan minik barınak, ikindi ışığında harika yansımalar sunuyor kamerama....Gece boyunca bağıran kurbağaları affettiriyor...
Gök yüzü yavaşça bulutlanırken rüzgar aniden hızlanıyor. Gölün yüzeyi köpüklü dalgalarla kırışıyor. Dalgalar ansızın öyle büyüyor ki şezlonglar ve masayı ıslatıyor. Koordinat değiştirip Yeşil ada ile Eğirdir arasında kalan minik bir ada daha var, üzerinde piknik alanı var, oraya taşınıyoruz. Rüzgarı ve dalgayı almıyor, korunaklı...
Yeni yerimizde masayı ve şezlongları çıkarıp, yerleşik düzene geçiyoruz kolayca. Gün batarken biz de mangalın ateşini harlıyoruz. Salata ve pirzolalar masada yerini alıyor...
Yaşlı çınar, genç Sincabı kısa süre konuk ediyor, ama mangalın kokusu ziyaretin süresinin uzamasına engel oluyor...
Eğirdir'den adaya giden yol gölü ikiye ayırıyor. Gölün güneyinde azgın dalgalar köpüklerini saçarken, kuzeyde süt liman ....
Akşam çökerken kiraz ve rakı kadehi, kıyıdaki lokantalardan yansıyan ışıklarla buluşuyor.
Ertesi sabah uyanır uyanmaz yola koyuluyoruz. Hedef Kovada Milli parkı. Eğirdir gölünü Kovada gölüne bağlayan kanal boyunca eşsiz güzellikte, verimli meyve bahçelerinden geçerek ilerliyoruz. Elma, şeftali ve kiraz ağaçları her iki yanımızda uzanıyor. Zaman kiraz zamanı, dallar kırmızı dolgun taneler yüzünden aşağılara sarkıyor, durup meyve aşırmamak için kendimizi zor tutuyoruz... Elmalar için henüz vakit erken, sonbaharın başında da elma şenliği başlıyor dallarda. Vadinin hemen iki yanında yükselen dağlar kasnak meşeleri ile kaplı. Ana yoldan ayrılıp, Kovada Milli parkı levhasını izliyoruz. Birkaç yüz metre sonra yeşil göl biz meşe ağaçlarının arasından selamlıyor. Haziran ayı bu yöreyi ziyaret etmek için en uygun zaman, çünkü her yer henüz yemyeşil ve hava sıcaklığı çok uygun. Çevrede göz alabildiğine renk ve çeşitte çiçek var. Doğa yürüyüşü için eşsiz bir rota. Ancak bizim zamanımız sadece kahvaltı yapacak kadar. Bulduğumuz düzlükte mola verip kahvaltımız yapıyoruz ve en kısa zamanda burada kamp yapmayı planlayarak gölün kenarından ana yola dönüyoruz.
Kovada Milli parkı.
Kovada gölü... Çınar ve meşe ormanı ile kuşatılan bu yeşil göl sessizliği arayanlar için ideal.. Ayrıca yaban hayatı ve av hayvanları da bu bölgenin sürprizi....
Dönüş yolu Torosların zirvelerini aşarak, Antalya'nın sıcağına götürüyor bizi.











































